30 Nisan 2011 Cumartesi

CUMA AKŞAMI ‘TÜRKÜ SÖYLEMEK LAZIM’ DAYDIK



Sadık bir Trt izleyicisi olan sevgili babacığımın Ankara’dayken bir gidin bakalım diye aklımıza koyması ve de daha önce canlı bir yayın izlememenin vermiş olduğu merakla Cuma akşamı Arı Stüdyosu’nun önünden geçerken şansımızı deneyelim dedik ve girdik. Üstelik davetiyemizde yoktu. Bir saat önceden alıyorlarmış içeriye. Ama davetiye sorma olayı sadece bir formalite sanırım çünkü davetiyemiz yok dedik ama direk aldılar, bir sorun çıkarmadan. (Gitme fırsatı olanlara duyurulur..) Ve o sevinçle girdik içeri prova yapıyorlardı. İkinci fotoğrafta, üst tarafta görebileceğiniz üzere yayın esnasında görülmeyen inanılmaz bir ışıklandırma vardı içeride. Özetle farklı ve güzel bir ortamdı gerçekten. Canlı canlı izlemek gerçekten çok farklıymış. Sıkılırsak çıkarız demiştik ama bir baktık program bitmiş :))

29 Nisan 2011 Cuma

ANITKABİR ZİYARETİ



Anıtkabir’i daha önceden de ziyaret etmiştim ama hep hafta sonlarına denk geldiğinden sanırım müzeyi gezme fırsatım olmamıştı. Nihayet dünkü ziyaretimizde detaylıca gezdik, çok güzeldi gerçekten. Ama maalesef müzenin içinde fotoğraf çekmek yasaktı.


Müzede en hoşuma giden bölüm Çanakkale, Sakarya ve Büyük Taarruz'u anlatan panoramalardı. Çeşitli savaş sahneleri üç boyutlu olarak canlandırılmış, siz bu tabloları seyrederken savaş sırasında çıkan seslerle o günlere gidiyorsunuz. Duvar boyunca metrelerce savaş sahneleri yer alıyor. Oldukça güzel bir atmosfer. Ayrıca müzede Atatürk'ün giysileri, kullandığı eşyaları, madalya ve nişanları ile manevi evlatlarının ve bazı kuruluşların müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmekte.


Hasta ve yaşlıların ziyaretlerini kolaylaştırmak için böyle güzel bir şey düşünmüşler. 


Anıtkabiri ziyaret etme imkanı bulamayanlar ya da tekrar görmek isteyenler için çok güzel sanal bir müze hazırlanmış. Buradan bakabilirsiniz.. 

27 Nisan 2011 Çarşamba

CAM DAMACANA SÜRAHİ


Dün Bahçeli’de gezerken bir züccaciye gördük ve bir bakalım dedik. Gördüğünüz cam damacana formundaki sürahi hoşumuza gitti, bu sürahiyi ve yanındaki puantiyeli bardakları aldık. Sürahinin haznesi 1.5 – 1.9 arasıymış. Sizin de hoşunuza gittiyse buradan bilgi alabilirsiniz.

ANKARA’DA ÖZ URFALI KEBAP

Sizlerle Ankara’da beğendiğim bir Kebapçıyı paylaşmak isterim. Daha önce Ankara’ya gelişlerimizde de ziyaret ettiğimiz Bahçeli’de güzel bir mekan. Ürünleri, sunuş şekilleri ve serviste gösterdikleri özen çok güzel. İkramları bol, mekan bir kebapçıya yakışır özellikte ve temiz.



En çok beğendiğim yönüne gelince siz daha yemeğinizi yerken kömür ateşinde demlenen çayınız semaverde hazır ediliyor ve masaya geliyor. Yolunuz düşerse denemenizi tavsiye ederim.




Sevgilerle..

22 Nisan 2011 Cuma

OYUNCAK PANDA

Daha önce bu yazımda da bahsettiğim benim minicik ve de bir tanecik yeğenime bir de oyuncak panda yaptım. Koton'da görmüştüm buna benzer bir oyuncak hoşuma gitti ve bende denedim. Malzemeleri siyah keçe ve istediğiniz özellikte beyaz bir kumaş.. Gözlerini, burnunu, ağzını ve belindeki çizgiyi elimde gizli bir dikiş yaptım. Kulaklarını, ellerini ve ayaklarını ikinci fotoğrafta gördüğünüz gibi yerlerine yerleştirerek arka kısmını üzerine kapattım ve makine dikişiyle komple çizili olan gövdesini diktim ve ters çevirip, elyaf doldurdum. 



21 Nisan 2011 Perşembe

TOPSHOP DANTELLİ BORDO TUNİK


Topshop’un bu yıl İlkbahar-Yaz koleksiyonunda tül ve dantel detayları oldukça fazla yer alıyor. Bu tuniğin de siyah dantel kısmıyla bütünleşen bordo rengi hoşuma gitti. Aldığım da üç hafta oldu ama malum Ankara’daki hava şartları nedeniyle ancak dün giyebilme fırsatı buldum. Bir de bu yıl itibariyle ten rengi çorapları mazide bırakmamız nedeniyle siyah çorapla kombinledim. Kolyemi geçen sene ben yapmıştım, yüzüğümü de geçen hafta Eskişehir’den aldım.


20 Nisan 2011 Çarşamba

ADANA’DAN GELEN SÜRPRİZ VE MADO ÇIKARMASI


Salı günü sevgili arkadaşım Tülin’ciğim (Adana’dan alt komşum olur kendisi) aradı ve nerdesin, Ayçelen’le oraya geliyoruz falan derken buluştuk ve bana çok güzel bir sürpriz yaptılar. Dün de bir Bahçeli çıkarması yaptık. Geçen geldiğimde de gezmiştim aslında ama tekrar bir turladık. Koton açılmış, Mango ve İpekyol’un outlet’leri vardı zaten. Güzel bir cadde ne ararsan bulabileceğin bir yer. Derken biraz gezdik, yorulduk, acıktık ve Mado’ya gittik. Mado bir klasik olsa da Mado'da bir şeyler yiyip içmek ayrı bir keyif bence. 


Ve gelen mönüde yeni bir şey ‘Yöresel Maraş Tabağı’. Hoşuma gitti aslında içli köfte, yaprak sarmaları, kurutulmuş dolmalar, mantılar falan ama bir de mumbar dolması vardı ki onu görünce vazgeçtim. Adana’da çok yaygın aslında şırdan, mumbar grubu ama hiç denemedim, denemeyi de pek düşünmüyorum :) O yüzden ben köfteli ev makarnasını seçtim ve de çok beğendim. Tülinciğim de güveçte tavuk yedi o da çok beğendi yemeğini. Ama Ayçelen’ciğim de mumbar yemediği halde kararlı bir şekilde ‘ben yöresel tabağı deneyeceğim’ dedi ve aldı. Ama bir tek içli köfteyi ve mantıyı yiyebildi, sarmalar dondurulmuş haldeydi sanırım tam ısıtılamamış buz halindeydi, kuru dolmalar gerçekten sert ve kupkuruydu, zaten minicik tabaklarda birer tane servis yapıldığından Ayçelen’ciğim aç kaldı :)




Neyse ki servis konusunda ilgililer de yeni bir tabak getirelim falan dediler ama iş işten geçti tabi ki. (Denemek isteyenleriniz olursa aklınızda bulunsun diye benden bir fikir) Ve yemeğimizin üzerine çaylarımızı da içip, güzel bir günün ardından hızlanan yağmurla günümüzü sonlandırmış olduk..

18 Nisan 2011 Pazartesi

SAKARYA’DA GÜZEL BİR HAFTA SONU

Bu hafta sonu da küçük bir kaçamak yaparak Cuma günü akşamından Sakarya’ya gittik. Cumartesi günü havanın güzelliğiyle evimizin bahçesinde geçirdiğimiz güzel anları ve baharın gelişiyle güzelleşen bahçemizi de bol bol fotoğrafladık tabi ki.




Bir evin küçük de olsa bir bahçesi olmalı bence. Çünkü toprakla, çiçeklerle, bahçeyle  uğraşmak gerçekten bir sevgi işi. Bahçeyle uğraşmak, kendi yetiştirdiğiniz sebzeleri bahçeden taze taze toplamak, rengarenk, çeşit çeşit çiçeklerin keyfini sürmek kadar güzel bir şey yok. Neyse ki ben bu konuda çok şanslı biriyim. Küçüklüğümden beri bu duyguları en güzel şekilde yaşadım. Şimdiyse lojmanda yaşamamız nedeniyle ben de balkonda saksılarda da olsa bu güzellikleri devam ettirmeye çalışıyorum.



Güzel bir günün mutluluğu ve güzel bahçemizde türk kahvesi keyfi...


Sevgili anneciğim ve Ömür’cüğüm (sevgili abiciğimin sevgili eşi) yine döktürmüşlerdi. Arnavut böreğinden, alabalığa, lahana sarmasından, kuru köfteye, arnavut ciğerinden, portakal soslu muhallebiye tam bir lezzet şöleniydi.


Çokça gülmeli eğlenmeli, harika bir hafta sonu geçirerek geri dönmüş bulunmaktayız. 
Sizlere de güneşli, çiçekli güzel günler dileği ile…

Ama kilolara da dikkat ;)

14 Nisan 2011 Perşembe

OKUDUĞUM BİR YAZAR VE TANIŞTIĞIM BİR ŞAİR


Bugün lobide oturmuş otelin kütüphanesinden aldığım kitabı okurken yanıma fotoğrafta gördüğünüz beyefendi gelerek “Hanımefendi ne okuduğunuzu öğrenebilir miyim? Bu devirde çok okuyan insan olmadığından sizi okurken görünce ne okuduğunuzu merak ettim” dedi ve son derece beyefendi ve nazik bu tatlı bey’le tanışma fırsatı bulmuş oldum. Kendisi bir şair. İsmi de Salih Kıvanç. Ben pek şiir türünde kitaplara ilgi duymadığımdan ismini daha önce duymamıştım. Yanılmıyorsam yaklaşık 23 tane şiir kitabı varmış. Sohbetimiz sırasında öğrendiğim ve şaşırdığım bir diğer nokta da kendisi sunucu Ayşe Egesoy’un babasıymış. Sohbetimiz sırasında o da aradı, çekimdeymiş :)


Benim okuduğum kitaba gelince Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın yazarlarından Cahit Uçuk’un ‘Erkekler Dünyasında Bir Kadın Yazar’ isimli anı kitabı. Kendisini ilk olarak Türk ikizleri’ isimli çocuk kitabını okuduğumda tanımıştım. Yazılarındaki temiz dilini, sıcak ve içten anlatımını çok beğeniyorum. Hele eski zamanları o içten anlatımıyla, muhteşem betimlemeleriyle kendinizi o hikayenin içinde buluyorsunuz.
Bugünkü çay saatlerimi böyle geçirdim ve kitabımın yarısına geldim. Yarın kaldığım yerden devam… Sizlere de kocaman sevgiler… 


13 Nisan 2011 Çarşamba

PEMBE KALPLİ BİR FİYONK


Yaklaşık on dakikada yapılabilecek bir süsleme diyebilirim. Daha önce düz olarak kullandığınız bir badinin üzerine artan kumaşlardan bir fiyonk yaparak uygun bulduğunuz bir köşesine alttan görünmeyecek şekilde birkaç yerinden tutturmak suretiyle dikebilirsiniz. Tamamen bir dikiş yapmamamızın sebebi sıkıldığınızda kolayca çıkarıp farklı bir süsleme yapmaktır. Bu da sadece bir fikirdir ;)




12 Nisan 2011 Salı

TAKI ASKILIĞI


Uzun zamandır kolyelerim için bir takı askılığı arıyordum, askı şeklinde güzel kadın figürleri falan her yerde var ama boyu uzun olan kolyelerim için uygun değildi. Amacım zaten onların karışıklığını önlemekti. Ve Ankara’ya gelmeden önce Praktiker’de gezerken bu askılığı buldum, çok da iyi oldu. Hem kolyelerimin karışıklığını gidermiş oldu hem de gözümün önünde olması itibariyle kıyafetime uygun takı seçmem de kolaylaştı. Ayrıca bilezik ve bilekliklerimi de topladı. İhtiyacı olanlara da bir fikir olsun..

11 Nisan 2011 Pazartesi

YENİDEN ANKARA, BİR DE ESKİŞEHİR TURU

Sevgili eşimin ara ara çıkan kısa süreli görevleri itibariyle bize de yeni yerler gezme ve görme şansı doğuyor. Yine üç haftalık bir Ankara göreviyle Cumartesi sabahı yola koyulduk. Bu sefer termosumuzu ve çayımızı da aldık, çok iyi oldu :)



Saat 15.00 gibi Ankara’daydık. Hemen otelimize geldik, eşyaları odaya bırakıp, bir yemek sürecince dinlendik ve hızımızı alamadık bütün eşyaları öylece bırakıp, arabayla yorucu olacağını düşünerek sadece kol çantamı, fotoğraf makinemizi, diş fırçalarımızı :) alıp Eskişehir'e gitmek üzere tren garının yolunu tuttuk. (Üniversite yıllarımın orada geçmesi, özellikle de sevgili eşimle yaşadığımız güzel anılarımızın olması itibariyle Eskişehir’in yeri bizde ayrıdır.) Bir saat sonrasına bilet bulduk, biraz da tren garını keşifle geçti bir saat. 




Yüksek hızlı treni de denemiş olduk, tam bir buçuk saatte Eskişehir’deydik. 


Hemen orada da önce otelimizi bir gecelik ayarladık ve Serdivan’a gittik. 


(Serdivan canlı müzik yapılan, çoğunlukla öğrenci milletinin takıldığı ve oyunlarla, halaylarla çokça eğlenilen bir kafedir.) Oldukça güzel, eğlenceli saatler geçirerek geceyi sonlandırdık.


Sabahında Porsuk Nehri kıyısında güzel bir kahvaltı yaptık. Buraya da her gelişimizde uğrarız sırf bal-kaymağı için :) Biraz çay keyfi, biraz da şehir turu yaptıktan sonra bir de Porsuk Nehri üzerinde bot turu yaptık.



Bu kadar gezdikten sonra acıktığımızı hissederek çiğ börek yiyelim dedik ve Papağan’ın yolunu tuttuk. Her zaman ki gibi kalabalık, herkes sırada bekliyor. Tadı aynı güzellikte, hızlı ve çok sıcak bir servis. Yolunuz düşerse denemenizi tavsiye ederim.


Ve akabinde 18.15 hızlı trenine yetişerek, yemeli-içmeli, bolca gezmeli, eğlenmeli, çokça da yorulmalı bir gezi burada son buldu :) Üç hafta boyunca Ankara'dayım. Kocaman sevgilerimle...


7 Nisan 2011 Perşembe

GÖMLEKLERE FİYONK


Malum bu aralar her yer fiyonklandı. Birkaç yerde görmüştüm buna benzer gömlekler. Bende bu yazımda bahsettiğim fiyonklu küpeleri, küpe olarak kullanmayı sevmedim. Ve onları metalinden ayırıp, iki yıl kadar önce Zara’dan aldığım gömleğime diktim, sizlere de bir fikir olabilir belki diye de ekliyorum..





Sevgilerimle...